Çin deyince Batılıların ve biz Türklerin aklına ilk gelen şeylerden biri de kung fu oluyor..
Bu İşlemi Yapabilmeniz İçin Üye Olmalısınız
Gizle
Kung fu'yla mest olmak
Çin deyince akıla ilk gelen ÅŸeylerden biri de kung fu oluyor hiç kuÅŸku yok ki. İçerdiÄŸi felsefi boyutla, judo, jiu-jitsu, karate, tekvando gibi diÄŸer UzakdoÄŸu dövüÅŸ sporlarını epeyce gölgede bırakan, "yalnızca dövüÅŸten ibaret olmadığı" her halinden anlaşılan, Çinlilerin "sen de biliyor musun?" türünden bıktırıcı sorulara muhatap olmalarına yol açan ve tüm diÄŸer dövüÅŸ sporlarının atası kabul edilen kung fu, Türkiye'de de hayli derin izler bırakmıştır. 1970'li yılların siyah beyaz ve tek kanallı televizyon döneminde, pazar günleri öÄŸleden sonra ekrana gelen ve hemen her izleyiciyi deÄŸiÅŸik açılardan baÅŸroldeki David Carradine'le özdeÅŸleÅŸmeye zorlayan ünlü "Kung Fu" dizisi, zamanın TRT yönetimi tarafından "ÅŸiddet içerdiÄŸi" gerekçesiyle uzun bir süre yayına konmamıştı anımsadığım kadarıyla. Sonradan gördük ki dizide anlatılan öyküde de iÅŸin özünde de ÅŸiddet middet yok, tam tersine ÅŸiddet uygulayan "kötülere" karşı bir direnme ve ruhsal arınma var... Dört yıl kadar önce özel bir kanalın yeniden yayınlamaya baÅŸlamasıyla, artık orta yaÅŸlarına gelmiÅŸ "Çekirge" hayranlarına nostaljik duygular yaÅŸatan bu televizyon dizisi, hiçbir ÅŸeyi deÄŸilse bile "sabır" ve "irade"nin önemi anlatmıştı milyonlarca insana.
Sonra, erken ve esrarengiz ölümüyle de beyazperde efsanelerinden biri haline gelen, Çin dövüÅŸ tekniklerini Batı dünyasına tanıtan Hong Konglu Bruce Lee'nin rol aldığı filmler aracılığıyla izini sürdük kung fu'nun. "Ejderin Üç Fedaisi", "Ejderin Yolu", "En Büyük Benim" gibi filmlerde Bruce Lee'nin canlandırdığı karakterler, belki Carradine kadar "sabırlı" deÄŸildi, çok daha hızlı ve seri dövüÅŸüyorlardı, ama "irade gücü" hemen hemen aynıydı ve ünlü "yılan turna vuruÅŸu" benzersizdi.
Son yıllarda yine Çinli sinema sanatçılarının öncülüÄŸünde dünya sinemasında kung fu rüzgarları esiyor bilindiÄŸi gibi ve bu kez özel efektlerin de yardımıyla beyazperdedeki kung fu estetiÄŸi tadına doyulmaz bir hal almış, kung fu'nun sanata, özellikle de dansa akrabalığı iyice gözler önüne serilmiÅŸ durumda. "Kaplan ve Ejderha"yla baÅŸlayan, "Kahraman"la zirveye ulaÅŸan (Amerikalıların "Matrix"ini de unutmayalım!) bu yeni dönem, Çin efsanelerine, Çin tarihine dönük olarak, uzun zaman devam edeceÄŸe benziyor.
Demek istediÄŸim, Çin'e gelip de Çin Seddi'ni, Tiananmen'i görmeden dönmek, insanda nasıl bir eksiklik duygusu uyandırırsa, benim için de kung fu gösterisi seyredememek aynı kapıya çıkıyordu. Neyse ki ben kung fu gösterisini nasıl bulacağımı bilemezken, kung fu gösterisi gelip beni buldu! AÜ DTCF'deki dört yıllık sinoloji eÄŸitiminin üstüne bir de Çin'de yarım sömestrlik Çince kursu ekleyen samimi ve sempatik arkadaşım Dilan'ın nazik davetiyle muradıma erdim ve Beijing'in güney-doÄŸu bölgesindeki Xing Fu'daki Red Theatre'da (Jianguomen metro istasyonuna 15, Guangming Köprüsü'ne 10 dk. mesafede) yaklaşık 1.5 saat süren nefes kesici bir "kung fu tiyatrosu"yla mest oldum. GiÅŸenin camına asılan listeye bakılırsa, en ucuz biletin 680, en pahalısının da 1300 yuan olduÄŸu bu sıradışı gösteriyi en ön sıradan ücretsiz olarak izlemek de (açıkçası nedenini, nasılını tam olarak öÄŸrenemedim ama sanırım üniversite öÄŸrencileri için özel bir gösteri söz konusuydu) hiç fena olmadı.
Küçük bir çocuÄŸun Zen ve kung fu'yla tanışıp giderek ustalaÅŸması çerçevesinde bir öykü anlatan, toplam yedi bölümlük "The Legend of Kung Fu", hayranlık uyandırıcı sahne tasarımı, müzikleri, ışık çalışması, kostümleri ve tabii ki tarifsiz kung fu figürleriyle, tıpkı sahnedeki sanatçılar gibi beni de "uçurdu" oturduÄŸum yerde. Oldukça kalabalık bir kadroyla bu senkronu tutturmak, ışık ile karanlığı, ÅŸiddet ile sükuneti, yükselip alçalan müzik ve insan haykırışları ile sessizliÄŸi, yüz ifadelerindeki sertlik ile yumuÅŸaklığı bu derece uyumlu kılabilmek, gerçekten de "felsefe yetisi" gerektiriyor sanırım. En klasik, en harcıalem deyimle büyüleyiciydi "The Legend of Kung Fu".
Beyazperdede, küçük ekrandaki belgesellerde ya da tiyatro sahnesinde bir kung fu gösterisi seyreden insanın içinde bir ÅŸeyler kıpır kıpır eder. Kafamı tümüyle kazıtıp bir vuruÅŸta demir çubukları kırmak deÄŸilse bile benim de içimden "kung fu yapmak" geçti! Ama gene seyretmekle ve salondan çıktıktan sonra Jamaikalı Carl Douglas'ın 1970'lerde ortalığı sallayan ünlü ÅŸarkısı "Kung Fu Fighting"ı mırıldanmakla yetindim: "Everybody was kung fu fighting..."
Son olarak bir de not düÅŸeyim... Ünlü filozof Konfüçyus'un adı Latin harfleriyle Çince olarak "Kung Fu Tzi" olarak yazılıyor ama Konfüçyus'un kung fu felsefesiyle de dövüÅŸ teknikleriyle de hiçbir ilgisi yok.